Akşener’den Erdoğan’a ‘yüzük’ göndermesi: Duyuyor musunuz?

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener partisinin grup toplantısında gündemi değerlendirdi.

Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde söylediği, “İşte bütün servetim bu yüzük. İstanbul’a hizmete hazırım” ifadelerine gönderme yaparak, “İşe şu yüzükle başlayanlar… Kocasının kendisine taktığı bileziği dava adı altında buraya verenler, maaşından para ayıranlar, çocuğunun rızkından keserek din, islam adına buralara olmayan varından yardım edenler. Bu yüzüğün sahibi ne halde duyuyor musunuz? Nasıl yaşıyor duyuyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi cebinde 10 lirası olmayan gençlere ‘Aromalı kahve için diyor’ duyuyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi kolunda nasıl bir saat taşıyor biliyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi yerde fakir fukarıyı tekmeleyen danışmanlarına ne kadar maaş veriyor biliyor musunuz?” diye konuştu.

Akşener’in satırbaşları şöyle:

Artık ülkemizde her geçen gün bir öncekini aratır oldu. Bay Kriz en son Şubat ayında ‘Her ayın bir önceki aydan daha iyi olacağını’ söylemişti. Hayır olmadı. Ben bunların sıkıştıkça tarih vermelerine bayılıyorum. Damat bakanda ‘Mart, Şubat’tan hatta Nisan’da Mart’tan daha iyi olacak’ deyip duruyordu. Bir gece ansızın gitti bu defa kayınpederi başladı.

Taa geçen yılın Ağustos ayında enflasyonda en yükseği görecektik, ondan sonra düşmeye başlayacaktı. Olağanüstü öngörü yeteneğiyle verdiği hiçbir tarih tutmadığı gibi bu da tutmadı. Nitekim, enflasyon loto furyasına son dönemde Nebati bakan katıldı. Enflasyon hala yükseliyorken kendisi çıktı yaz aylarından itibaren düşecek’ dedi. Geldiğimiz noktada ise vade kısa olunca yalanında çabuk ortaya çıktığına ayılmış olsalar gerek Bay Kriz ve arkadaşları artık vadeyi uzatmaya başladılar. Bu aydınlanmanın sonucunda da affını isteyeceği gün gittikçe yaklaşan Nebati bakan bu haftanın başında ‘Enflasyon Aralık ayında düşecek’ dedi. Kendisi o zamana kadar paket olacağı için topu yeni gelecek olan bakana atmış oldu.

‘Sabredin’ çıkışı

‘Sabredin’ dedi. Nebati bakan aslında, ‘Derin bir yoksullukla mı mücadele ediyorsun, o zaman sabredeceksin’ diyor. ‘Aldığın asgari ücret açlık sınırının altına mı düştü o zaman sabredeceksin’ diyor. İşte size bay kriz ve arkadaşlarının milletimizi içine soktukları duruma dahiyane çözüm sabretmek. Sabır taşı artık çatlamış milletimize sabretmeyi tavsiye eden bu üstün zekalılar mesele beşli çete ve saray oligarşisi olunca nedense bambaşka bir yaklaşım sergiliyor. Yandaşa gelince ‘Al sana bir maaş daha’ diyor. Müteahhite gelince ‘Al sana bir ihale daha’ diyor. Türkiye bay kriz ve ucube sistemini daha fazla taşıyamaz. Seçim artık bir tercih değil mecburiyettir. Onlar seçimi 2023’e bırakmak için ellerinden geleni yapacak. Türlü suni gündemlerle bizleri oyalamaya çalışacak, kendilerine göre yasa değiştirip kaçınılmaz olandan kaçmaya çalışacak. Varsın kaçmaya çalışsınlar, az kaldı er ya da geç o sandık milletimizin önüne gelecek. Sandık geldiğinde milletimiz İYİ Parti diyecek. İYİ Parti iktidarında kimse sabretmek zorunda kalmayacak. Biz geleceğiz ve enflasyon canavarını da, faiz belasını da, en geç 12 ay içerisinde çözeceğiz.

Kiralarda yüksek artış

Bay Kriz ve iktidarının iflasının etkilerini, kiralarda da görüyoruz. Büyükşehirlerde kiralar uçtu, gitti. Orta ve alt gelir seviyelerinde, 2.000 liradan aşağı kira kalmadı. Mahkemeler, kiracı ve mal sahibi davalarından geçilmiyor. Öğrenciler, memurlar, işçiler, barınacak ev bulamıyorlar.

Emeklilere ikramiye

Bayram geliyor, bayramda emeklilerimize verilen ikramiyelerle ilgili arkadaşlarımız çalıştılar. İlk verildiği yılda dolar üzerinden güncellemesi yapıldı. Şimdi 3 bin 700 lira verilmesi gerekiyor bayram ikramiyesinin. Ya da ilk verildiği yılın TÜFE, gıda harcamaları cinsinden güncellemesini yaptık. 2018 Mart’ta 385.4’tü. 2022 yılı aynı ayında 1101 olmuş. TÜFE’ye göre bakarsak 2 bin 860 lira emeklilerimize ikramiye verilmesi gerekiyor. Beş maaşlı yan gelip yatan danışmanlara verirken, beşli çetenin vergi borçlarını silerken, beşli çeteye ekstra paralar verirken, Telekom’u çok sevdiğiniz aile dostunuz Hariri’nin cebine koyarken düşünmediğiniz emeklimizi bu defa düşünmeniz gerekiyor bunu da bildirmek istiyorum.

Vatandaşlık garantili konut satışları

Kiraların artışı, ev sahiplerini, kiracılarını evlerinden çıkartmaya itiyor. İnsanlarımız, panik içinde, barınma sorunlarını çözmeye çalışıyorlar. Şimdi biz böyle söyleyince, “Konut satışları rekor yaptı.” diye zırvalayacak, troller olacak… Evet, konut satışı devam ediyor. Ama nasıl devam ediyor? Vatandaşlık garantili, konut satışlarıyla devam ediyor. Müteahhit zengin etme garantili, projelerle devam ediyor. Sırf birkaç müteahhit kâr etsin diye, bugün ülkemizde, ciddi bir konut problemi yaşanıyor. Milletimiz için, bırakın ev satın almak, artık kiralamak bile, neredeyse imkânsız bir hâle geliyor. Büyük bir mutlulukla, “Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim.” diyen Sayın Erdoğan; Ülkemizin potansiyelini dünyaya açmak, İş birlikleri geliştirmek, Dünya piyasalarına entegre olmak, ve bunu zenginliğe dönüştürmek yerine; Milletimizi yoksullaştırarak, İşçimizi köleleştirerek, Gençlerimizi baskılayarak, Toprağımızı kirleterek, Memleketimizin varlıklarını satarak; âdeta bir sömürge valisi olmayı seçti. Ve sonuç olarak; Bu sömürge sisteminin kazananı, Bay Kriz, yabancı dostları ve lobiler olurken; kaybedeni ise, ne yazık ki milletimiz oldu. Yabancılar, geçen sene, ülkemizden yaklaşık, 59 bin konut satın aldı. Yaşanan talep patlaması, kiraları da astronomik seviyelere çıkarttı. Bay Kriz’in, akıl dolu ekonomi politikalarının sonucunda, bugün, bir yabancı için, ayda birkaç yüz dolar, çok önemli bir para değilken; milletimiz için, maaşının neredeyse tamamına denk geliyor.

Ve bu ihanetin sonucunda bugün, memleketimizin en güzel semtlerinde, en güzel evlerinde, artık Türk vatandaşları oturamıyor. Bugün Türk vatandaşları, bu ülkenin sahillerine gidip tatil yapamıyor. Bugün gençlerimiz, Bay Kriz’in tavsiye ettiğinin aksine, kendi ülkelerinde gezemiyor. Bütün bunları, sadece yabancı ülke vatandaşları yapıyor.

Bu aziz millet, zengin ülkenin, fakir halkı durumuna düşürülürken; “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya” sözü, maalesef bugün gerçek oluyor. Yazıklar olsun!

Çiftçilerin dertleri

AK Parti iktidarının berbat tarım politikaları çiftçilerimize çile çektirmeye devam ediyor. Tarıma düşman bakan gitti. Bıraktığı miras, o zulüm hala sürüyor. Bay Kriz ise utanmadan gıda fiyatlarındaki artışa karşı ithalatı çare olarak sunuyor. Defalarca söyledik ‘İthalat ile gıda enflasyonunu düşüremezsiniz, kendi çiftçinizin ezilmesine neden olursunuz, enflasyonu daha da tırmandırırsınız’ dedik. Çiftçilerimizi destekleyerek üretimi arttırmaktır dedik, inatla dinlemediler. Neymiş yaz gelince düşecekmiş. Yahu öyle bir sığ bir bakış açısı olabilir mi?

Elektrik zamlarını geri alın. Elektrik zamlarını geri alın. Elektrik zamlarını geri alın. Sakin sesle söylediğimizde duymuyor olabilirsiniz. Yüksek sesle söyledik. Elektrik zamlarını ivedilikle geri alın.

Koca bir kış Türk milletini soğuğa ve karanlığa mahkum eden elektrik zamları, bu seferde sofralarımızın bereketini kaçıracak. Çiçeği burnunda tarım bakanı ‘aç açıkta kimsemiz yok’ dese de hadi oradan be.

‘Asgari ücreti güncelleyin’

Asgari ücretli milyonlarca vatandaşımız evine ekmek götüremiyor. Asgari ücretleri gelen zamlara göre yeniden güncelleyin muhteremler. Bu arada 2 bin 500 liraya çıkarttığınız en düşük emekli maaşını asgari ücret kadar çıkarın. Kimse ayın sonunu getiremiyor. Vatandaşlarımız bu ağır koşulların altında ezilirken onları korumakla yükümlü olan devletimiz ise, devlet eşittir iktidar olduğu için bay kriz ve arkadaşlarının elinde aciz bırakılmış durumunda.

‘Temel amacı kar etmek olan şirketlerle sizleri muhatap etmeyeceğiz’

İktidarın liyakat yoksun sığ politikaları nedeniyle devlet ve vatandaş arasındaki güven ve şefkat bağı zedelendi. Bu iktidar yüzünden bugün kamu hizmetlerinin eşit koşullarda giderilmediği, her türlü faturanın milletimize edildiği, hak etmediğimiz bir fakirliğin bizlere zorla dayatıldığı bir sistemle yönetiliyoruz. Biz İYİ Parti iktidarından kamu hizmetinin sunulmasında temel amacı kar etmek olan şirketlerle sizleri muhatap etmeyeceğiz. Yolunacak kaz muamelesi görmenize izin vermeyeceğiz. Devlet ile vatandaş arasına modern multezimleri sokmayacağız. Elektrik Dağıtım Hizmeti özelleştirilirken milletimizin alın terinden sağlanan karlar karşılığında alt yapı yatırımı yapılacağı sözü verilmişti. İYİ Parti iktidarında, sözleşmelerdeki yaptırımlar yapıldı mı yapılmadı bakacağız. Sayıştay’ın konu ile raporlarını dikkate alacağız.

İYİ Parti olarak milletimize reva görülen bu ucube sistemi değiştirmeye geliyoruz. Devletimizin yıpratılan onurunu onarmaya geliyoruz. Haksızlık karşısında adaletin olduğunu göstermeye geliyoruz. Milletimiz ile beraber, milletimiz ile geliştirdiğimiz çözümlerle geliyoruz.

Çiftçimizin tek sorunu elektrik değil, bini aşmış. Birçok yerdeki tarlalarda ayrı bir hüzün var. İklim krizi hepimizin malumu. Tam da bahar geldi derken yaşanan don ekinlerde büyük hasara yol açtı. Görünen o ki bazı yerlerde maalesef yılların emeği ağaçlar sökülecek. Ağaç zararı TARSİM kapsamına girmiyor. O yüzden çiftçimiz hava şartlarından dolayı ayrıca risk altında. Mesela zarar gören ürünler için kullanılan krediler ertelensin. Yeni bahçe kurmak durumunda kalan çiftçilerimize finansman desteği sağlansın.

Akşener’in ziyaretleri

Geçtiğimiz hafta, İzmir’deydik. İzmir deyince, belki de herkesin aklına, daha müreffeh, daha mutlu ve daha huzurlu insanlar gelir. Ama gelin görün ki, gerçekler hiç de öyle değil. Mesela Menderes’te, fırın işleten esnaf bir kardeşim diyor ki; “İşler kötü. Hammaddelere gelen zamlardan dolayı, tarife dışına çıkamıyoruz. O da masraflarımızı karşılamıyor. Yaptığımız işin, kıymeti kalmadı. Bu ay doğalgaz, 15 bin lira geldi, önümüzdeki ay kesin, 18 bin lira gelir. Biz bu işi, böyle sürdüremeyiz.”

Mesela, kasap esnafı bir kardeşim diyor ki; “Kilo ile et alan yok artık. 50 liralık, 30 liralık alıyorlar. Haftalık, 2 kilo et alan aile, şu anda 750 gram zor alıyor. 30 liralık kıyma alıyor insanlar. Dükkana günde, 25 kişi giriyorsa, 15’i fiyat sorup çıkıyor. Haftada bir gelenler, artık ‘ayda bir geleceğiz’ diyor.” Mesela, Bornova’da bijüteri dükkânı olan bir esnafımız diyor ki; “İşler kötü ötesi. Bu sene çok kötü, pandemide bile, bu kadar kötü değildi. Fiyatlar 3 katına çıktı. Kullanmadığımız elektriği ödüyoruz. Şallarla oturduk ısınmak için. Her şey lüks oldu. İnsanlar markete yetişemiyor, nasıl böyle lüks alışveriş yapsın. Dünkü satışım 35 lira, iki müşteriyle dükkân kapattım.”

Mesela, butik işleten bir kardeşim diyor ki; “Sattığım malı yerine koyamıyorum. 1 hafta falan değil, 2 gün sonra, fiyat değişiyor. Giyim bile lüks oldu, insanlar olan kıyafetlerini giyiyor. Bazen, akşam 6’ya kadar siftah olmuyor. Zaten 6 buçukta, dükkânı kapatıyorum.” Mesela, bir kadın diyor ki; “Bugün aldığımı, yarın alamıyorum. Evimde bayat ekmeğim bile yok.” İnsanlarımıza reva görülen şu tabloya bakar mısınız? Duyduklarımı, gördüklerimi, şahit olduklarımı, artık benim yüreğim kaldırmıyor. İktidardakiler, geceleri başlarını yastığa, nasıl koyuyor, nasıl huzurla uyuyor, inanın aklım almıyor.

İktidardakiler nasıl huzurla kafalarını yastığa koyuyor inanın benim aklım almıyor. İşe şu yüzükle başlayanlar… Kocasının kendisine taktığı bileziği dava adı altında buraya verenler, maaşından para ayıranlar, çocuğunun rızkından keserek din, islam adına buralara olmayan varından yardım edenler. Bu yüzüğün sahibi ne halde duyuyor musunuz? Nasıl yaşıyor duyuyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi cebinde 10 lirası olmayan gençlere ‘Aromalı kahve için diyor’ duyuyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi kolunda nasıl bir saat taşıyor biliyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi yerde fakir fukarıyı tekmeleyen danışmanlarına ne kadar maaş veriyor biliyor musunuz?

Bu harami düzen sürdürülemez. Senin çocuğun gündüz uyuyup senden para istemesin diye utandığında, üniversite mezunu çocuğun iş bulamadığı için 92 puanla mülakatta elenmiş kızın oğlun, defalarca KPSS’ye çalışmış oğlun kızın, ayısı olan dayısı olan bu yüzüğün sahibinin yandaşı olanın çocuğu 58 puanla atanmışsa bu haram düzen, bu kul hakkının dibine varılmış düzen sürdürülemez.

Gençlerin dertleri

Bugün, ülkemizdeki gençlerin birçoğunun aklında, bu soru var: “Hak ettiğimiz yeri bulacak mıyız?” Geleceğe dair, derin kaygılarla yaşayan, bir gençlikle karşı karşıyayız! Haksızlıklar karşısında boğulan, Hakkı için mücadele etmekten yorulan, bir gençlikle karşı karşıyayız! Vaktinden evvel yaşlanan, yaşından büyük dertlere sahip, bir gençlikle karşı karşıyayız! Emniyet hissinden yoksun bırakılmış, kendisini, hiçbir yerde güvende hissedemeyen, bir gençlikle karşı karşıyayız. Umursanmadığını, unutulduğunu ve yok sayıldığını düşünen, bir gençlikle karşı karşıyayız. İşte tam da bu nedenle, önceki hafta olduğu gibi, geçtiğimiz Cumartesi günü de, bir grup gencimizle birlikteydim. “Gençler için, Gençlerle beraber” diyerek başlattığımız, tersine mentorluk oturumlarımızın, ikincisini gerçekleştirdik. Onlar içini döktü, ben dinledim. Onlar anlattı, ben öğrendim. Onlar sesini duyurmak istedi; Ben de şimdi, buradan, Yüce Meclisimizin kürsüsünden, İktidar mensupları başta olmak üzere, tüm Türkiye’yi, bu gençlerimizin sesini duymaya davet ediyorum.

23 yaşında, öğrenci bir genç kızımız diyor ki; “Ne istemediğimiz noktasında keskin çizgilerimiz var. Belli kimliklerimiz var. Kadın kimliğim var, umutsuzluklarla çarpışıyorum. Genç kimliğim var, onunla ilgili de umutsuzluklarla çarpışıyorum. Sürekli yüzüyorum derine dalıyorum, sürekli boğuluyorum. Sistem bizi nereye götürüyorsa oradayım.”

28 yaşında mühendis bir oğlumuz diyor ki; “1 ay sonrayı, 1 hafta sonrayı, 1 gün sonrayı planlayamıyoruz. Ülkede her gün, her saat, her dakika, daha geriye götürüyor bizi. Ümidim kalmadı artık. Çünkü çok yoruldum. Arkadaşlarla biraz önce, diplomanın hiçbir önemi kalmadığını konuştuk. ‘Okuma. Bambaşka bir şey yap, çünkü daha çok getirisi var.’ dedik. Bu çok acı.”

25 yaşındaki bir kızımız diyor ki; “Türkiye’de kaldığım sürece, bir kadın olarak, benim can güvenliğim sağlanacak mı? Ben bundan emin değilim. Ben öldürülebilirim ve bu çok olası. Biz bunu her dışarı çıktığımızda hissediyoruz. Önceden gece bir yerden dönerken bunu hissediyordum. Ama artık gündüz de hissediyorum, iş yerinde de, apartmanımda da, her yerde hissediyorum.”

28 yaşında, teknoloji firmasında çalışan bir gencimiz diyor ki; “Paramız Monopoly parası oldu. Biz artık ülkecek neşemizi kaybettik. Eskiden 20 lirayla Taksim’e çıkıyorduk ama neşemiz vardı. Şimdi neşemiz de yok, Taksim’e de çıkamıyoruz. Bizim gözümüz lükste değil. Dışarı çıktığımızda, ‘kahvenin yanına tatlı almasak daha mı iyi olur?’ diye düşünmek zorunda olmamalıyız. Artık hepimiz ekonomi, adalet, özgürlükler uzmanı olduk. Merkez Bankası Başkanı olduk, Ekonomi Bakanı olduk, her şey olduk. 85 milyonluk, koskoca Türkiye’nin; Ekonomi Bakanı’na, Merkez Bankası Başkanı’na bakar mısınız? Ben utanıyorum, sokağa çıktığımda utanıyorum ben.” 21 yaşında, hem okuyan hem de part-time işlerde çalışan genç bir oğlumuz diyor ki; “Gençler tembel diyorlar, çalışmıyor diyorlar ama öyle değil. Ben mesaimin olduğu gün işten çıkarıldığımı öğrendim. 1 ay iş baktım bulamadım. Ben her dışarı çıktığımda bir sıfata maruz kalıyorum. Okulda terörist ilan edilebiliyorum. Yurt dışında yaşamak istediğimde babam bile hain diyor. Bunlar beni çok yoruyor, üzülüyorum ama artık öfkeye geçti bu durum.”

İngilizce öğretmenliği yapan genç bir kızım diyor ki; “11-12 yaş grubuyla çalışıyorum. Sınıfa girdiğimde genellikle tahtada; dolar ne kadar, Euro ne kadar oluyor. 11 yaşındaki öğrencilerim bunları takip ediyor. Onlar da mutsuz, ben de mutsuzum. Kendimi hiç güvende hissetmiyorum. İnsanlar İngilizce biliyorsun neden bu ülkedesin diye soruyor? Annem bile soruyor. Bunları duymak benim gücüme gidiyor.”

Sevgili gençler; Bizlere bırakılan Türkiye’yi, biz sizlere bırakamadık. Cumhuriyetimizin bizlere sunduğu fırsat eşitliğini, biz sizlere sunamadık. Atatürk’ün Türkiye vizyonunu, sizlere yaşatamadık. Bu konuda, sadece iktidar değil, bizler de sorumluyuz. Kendinizi güvende hissetmediğinizi, Huzursuz ve endişeli olduğunuzu biliyoruz. Kendinizi özgür hissetmediğinizi, Mutsuz olduğunuzu, genç gibi yaşayamadığınızı biliyoruz. Adaletsizlikten çok yorulduğunuzu, taciz davasının da, orman yangının da, peşine düşmek zorunda bırakıldığınızı biliyoruz. Liyakatsizlikten çok sıkıldığınızı, Milletçe yaşadığımız bu karakomediye karşı, mücadele ettiğinizi biliyoruz.

Hiç merak etmeyin; Bu mücadelede, yalnız değilsiniz! Sizleri anlayacak, dinleyecek ve taleplerinizi duyuracağız. Bu mücadelede, kimsesiz değilsiniz! Yaşadığınız sorunlara çözümler bulacak, sizi kimsesiz bırakmayacağız. Ve şunu asla unutmayın ki; Üzerimize düşen, ne varsa yapacak, ve bu kutlu mücadeleyi, mutlaka kazanacağız! Güneşli günlerin keyfini, hep birlikte süreceğiz! Özgürlüğün, liyakatin, adaletin tadını, hep birlikte çıkaracağız! Mutluluğu, hep birlikte paylaşacağız! Cumhuriyet değerlerimize sımsıkı sarılıp ve Atatürk’ümüzün Türkiye’sine, hep birlikte ulaşacağız! Gençler için, gençlerle beraber, el ele, kol kola verip; Türk gençliğini, hak ettiği Türkiye’ye mutlaka kavuşturacağız. İnanın, çok az kaldı!

‘Bireyin fakirleştirildiği, Milletin kutuplaştırıldığı, Devletin ise güçsüzleştirildiği, bir ucube dönemden geçiyoruz’

21’inci yüzyılın değer setleri, bizlere yeni bir bakış açısı sunuyor. Artık siyasi tercihler ve kavgalar değil, İnsan merkezli bir anlayış gelişiyor. Bu süreçte; Bireylerin, özgür, sağlıklı ve güvenli bir hayat sürebildiği, mutluluğunun, refahının ve onurunun garanti altına alındığı, bir devlet anlayışı benimseniyor. Bu devlet anlayışında; Bireylerin farklı dünya görüşleri, zenginlik olarak görülüyor. Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve adalet, vazgeçilmez birer norm olarak kabul ediliyor. Üretim, refah ve doğayla uyum, her geçen gün daha da önem kazanıyor. Bu bağlamda, ülkelerin kalkınmasına da, artık insan merkezli bakılıyor. Bireyin ve toplumun, temel çıkarlarının gözetilmesine dayanan, demokrasi ve katılımcılık ilkelerini benimseyen, yeni bir çerçeveden bakılıyor Aslında bu çerçeve, bizler için, hiç de yeni değil. Çünkü zaten biz bu çerçeveyi, Cumhuriyetimizden biliyoruz. Cumhuriyet, her şeyden önce; Bireyin, maraba olmaktan kurtarılmasıdır. Yediğinin, içtiğinin, giydiğinin, iyileşmesidir. Kaldığı evin, yürüdüğü yolun, güzelleşmesidir. Emeğinin değerlenmesi, hakkının, hukukunun korunmasıdır. Ancak bu da yetmez. Cumhuriyet, kişinin mutlu, onurlu ve özgür bir hayat sürmesidir. Bakın; Bu kitabın adı “Medeni Bilgiler.” Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türk Milleti’yle, vatandaşlık vizyonunu paylaşmak için, manevi kızı, Afet İnan’ın adıyla yayınlattığı, ama sonradan bizzat kendisinin yazdığı anlaşılan, okullarda okutulmasını vasiyet ettiği, çok önemli bir eserdir.

Atamız eserinde diyor ki; “Türk, istibdat ve esaret zincirlerini parçalayabilmek için, dâhilî ve haricî düşmanlar karşısında hayatını ortaya attı; sayısız fedakârlıklara katlandı, muvaffak oldu; ancak ondan sonra hürriyetine sahip oldu. Bu sebeple hürriyet, Türk’ün hayatıdır.” Keza, 17 Şubat ve 4 Mart 1923 tarihlerinde gerçekleşen, İzmir İktisat Kongresi’nin, yani Emek Misak-ı Millîsi’nin, açılış konuşmasında; Mustafa Kemal Atatürk; “Kılıç kullanan kol yorulur. Fakat saban kullanan kol, her gün daha çok kuvvetlenir ve her gün daha çok toprağa sahip olur.” sözleriyle, Cumhuriyetimizin, birey ve kalkınma ilişkisindeki, bakış açısını yansıtır.

Ez cümle; Aslında cumhuriyet vizyonumuz, bizlere; Güçlü ve hür bir bireyin, Güçlü ve hür bir millet ile, güçlü ve hür bir devleti inşa edeceğini söyler. Peki bu konuda, bugün neredeyiz? Gelin birlikte bakalım. Ak Parti iktidarının bizi getirdiği noktada, maalesef, her konuda olduğu gibi, o büyük vizyonun da, çok ama çok uzağındayız. Bireyin fakirleştirildiği, Milletin kutuplaştırıldığı, Devletin ise güçsüzleştirildiği, bir ucube dönemden geçiyoruz.

Bugün milletimiz; İhtiyaçlar piramidinin en altında, adeta hayata tutunmaya çalışıyor. Toprağından mahsul çıkartamıyor, üretemiyor. Haksız rekabet ortamında, iş bulamıyor. Ekonomideki derin kriz karşısında, sofrasına ekmek götüremiyor. Yarın karşılaşacağı zorlukların stresiyle, huzurla uyku uyuyamıyor. Eğitimde, sağlıkta, fırsat eşitliğine erişemiyor. Kendi ülkesinde, güvende hissedemiyor. Sevgiyi, aidiyeti paylaşmak yerine, hüznü, endişeyi yaşıyor. Ne kadar çalışırsa çalışsın, başarıya ulaşabileceğine inanmıyor. Sistemin karşısına çıkarttığı engelleri, aşabileceğine, hayallerine, hedeflerine ulaşabileceğine inanmıyor.

Ne var ki; Bay Kriz ve arkadaşlarının kurduğu bu ucube sistemde, Milletimiz, fakru zaruret içerisinde, harap ve bitap düşmüş bir halde, her gün daha da fakirleşirken; 5’li çete süratle büyümeye devam ediyor. İnsanlarımız mutsuzlaşırken, bol maaşlı yandaşlar sırıtmaya devam ediyor. Gençlerimiz umudunu kaybederken, iktidarın rant sefası, hiç durmadan devam ediyor. İşte biz, İYİ Parti olarak, bu eğri düzene sessiz kalamayız. Sadece karın tokluğunu sağlayarak, insanlarımızın itibarını ve mutluluğunu yerine koyamayız. Gözü dönmüş bir avuç rantçının, devri daim olsun diye, milletimizin hem bugününün, hem de geleceğinin dağılıp gitmesine, göz yumamayız.

İYİ Yaşam Geliri

Biz milliyetçi, demokrat ve kalkınmacı bir partiyiz. Bizim kalkınma vizyonumuzun odağında, insan var. İnsanın, özgür bir birey olarak; ayağını yere sağlam basması için, başını dik tutabilmesi için, geleceğe, güvenle bakabilmesi için, amcaya, dayıya, gerek duymadan, eşit şartlarda büyüyebilmesi için, daha doğduğu andan itibaren, devletin şefkatini, attığı her adımda hissetmesi var.

Gelin, bunu size, İYİ Parti iktidarında, bir çocuğumuzun dünyaya geldiği andan itibaren, ona nasıl yaklaşacağımızı, projelerimizle anlatayım. İlk olarak, çocuk haklarıyla ilgili, bir seferberlik başlatacağız. Toplumumuzun önemli bir kısmı, çocuk haklarını, hangi davranışların, çocuğa şiddeti kapsayacağını, çocuğun, nasıl büyütülmesi gerektiğini maalesef bilmiyor.

İşte bu yüzden; Gençler ve yeni evlilerden başlamak üzere, bütün toplumumuzu, çocuk hakları, çocuğa şiddet, çocuğun eğitimi ve bakımı konusunda bilinçlendirecek, bir eğitim seferberliği başlatacağız. Ayrıca, çocuklarımızın sağlıklı ve dengeli beslenmesi için de, ailelere mutlaka gıda desteği sağlayacağız.

Çocuğumuz büyüdüğünde, her mahalleye açacağımız, ücretsiz kreşler ve zorunlu okul öncesi eğitimle, çocuğumuzu, aynı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, çok küçük yaşlardan itibaren, eğitimle tanıştıracağız. Aramızda başarılı iş insanları var. Size, 1’e 7 veren bir yatırım imkânından bahsetsem; hepiniz heyecanla, bu yatırımı yaparsınız, değil mi? İşte okul öncesi eğitim de, tam olarak böyle bir yatırım. Çünkü okul öncesi eğitim yaygınlaşınca, çocuklarımızın akademik başarısı artacak, daha sosyal bireyler olacaklar, daha az suça karışacak, kötü alışkanlıklar edinmeyecekler. Daha başarılı olacaklar, daha çok üretecekler, daha çok kazanacaklar. Bugün maalesef, İstanbul’da bile, her dört çocuktan sadece biri, okul öncesi eğitime gidiyor. OECD ortalamasında, son sıralardayız. Bütün çocuklarımızın, okul öncesi eğitime gitmesinin maliyeti ne kadar? 22 milyar lira. Yani; Yaklaşık olarak, Telekom vurgununun son aşamasında, hazinenin uğratıldığı zarar kadar. Peki getirisi ne? 144 milyar lira. Devam edelim. Çocuklarımız ilköğretime başladığı günden itibaren, çağdaş bir müfredatla okuyacak. Ezberci değil, merak uyandıran, bilgiden ziyade, bilgiye erişmeyi kolaylaştıran bir müfredatımız olacak. Bunun için araştırmalarımızı yaptık. Çocuklarımızın bilgi, yetenek ve beceri alanlarındaki, açıklarını tespit ettik. Çocuklarımızın, gelişmiş ülkelerdeki yaşıtlarından, geri kalmayacakları bir gelecek tasarladık.

Aynı zamanda, çocuklarımızın okurken, dengeli de beslenmeleri gerek. Bugün ülkemizde, 7 milyon yoksul çocuk var. Bu sayı, İrlanda, Norveç, Danimarka gibi ülkelerin, toplam nüfusundan fazla. Bu çocuklarımızın, dengeli ve sağlıklı beslenmesi gerekiyor. Geçtiğimiz Ekim ayında, Rüzgargülü projemizi açıklamıştık. Devlet okullarında okuyan, 15.1 milyon çocuğumuza, ücretsiz kahvaltı ve öğle yemeği vereceğimiz bu projeyle, 2 milyon çocuğumuz, hastalanmayacak. 1.6 milyon vatandaşımız, yoksulluktan kurtulacak. Eğitimde uluslararası bir başarı yakalanacak. Kadın istihdamı artacak. Kırsal kalkınma desteklenecek.

Peki başka ne yapacağız? Bu gençlerimizden, üniversiteye gidenlerinin tamamının, barınma problemini çözeceğiz. İçinde sinema salonlarının, spor salonlarının olduğu yurtlarda, en fazla iki kişilik odalarda kalacaklar. Yap-İşlet Devret projelerine verilecek paranın yarısıyla, tüm üniversiteli gençlerimizin, çağdaş standartlardaki yurtlarda kalmalarını sağlayacağız. Daha sonra, üniversiteleri, işsizliği dört sene öteleyen kurumlar olmaktan çıkarıp, beceri ve beklenti uyumsuzluğunu, ortadan kaldıracağız. Mütevelli heyetinde, o bölgenin, iş dünyası temsilcilerinin olduğu, bölgedeki şirketlerin, ihtiyaç duyduğu becerileri, 12 ila 18 ay içerisinde verebilecek, Teknoloji Kampüsleri kuracağız. Buralardan mezun olan gençlerimiz, başka şehirlerde, iş aramak zorunda kalmayacak. Çünkü Teknoloji Kampüslerimizde kazanacakları beceriler, kendi bölgelerinde iş bulmalarını sağlayacak.

Mesela; Balıkesir Üniversitesi’ndeki Teknoloji Kampüsü, bölgedeki, büyük ölçekli tarım işletmelerinin, ihtiyaç duyduğu becerileri ve teknolojik donanımı sağlayacak bir eğitim verecek.

Mesela; Akdeniz Üniversitesi Teknoloji Kampüsü, eğitimlerini, turizm teknolojilerinin nasıl kullanılabileceği ve geliştirilebileceği konusunda yoğunlaştıracak. Bu sayede, herkes üniversite mezunu olmak zorunda kalmayacak; ama herkes, hak ettiği ücreti alacağı, müreffeh yaşam koşullarını sağlayacak bir işte çalışabilecek. Hem beceri, hem de beklenti uyumsuzluğu çözülmüş olacak. Gençlerimiz, üniversiteden mezun olduğunda ise; artık KYK borcunu ödeme derdine düşmeyecek. Çünkü artık gençlerimiz, KYK borçlarını, eğer isterlerse, sosyal sorumluluk projelerinde çalışarak ödeyecekler.

Mesela; Diyelim ki, eğitim fakültesinden mezunsunuz. Hafta sonları, görme engelli bir çocuğumuza, 2 saat kitap okuyacaksınız. Bunun karşılığında hak ettiğiniz ücret, kredi borcunuzdan düşecek. Hayvan barınaklarında, sevimli dostlarımızı yalnız bırakmamak mı istiyorsunuz? Orada geçirdiğiniz ve yetkililere yardım ettiğiniz süre, kredi borcunuzdan düşecek. Yaşlı bakım merkezlerinde, yaş almış bir teyzemizle, amcamızla vakit geçirip, onunla dertleşmek mi istiyorsunuz?

Orada geçirdiğiniz zaman karşılığında hak ettiğiniz para, kredi borcunuzdan düşecek. Bu kadar basit. Böylece gençlerimiz, kendilerini iyi hissedecek. İş arayan evlatlarımız, hem topluma bir faydası dokunduğu için, hem de, kredi borcunu ailesine ödetme derdine düşmeyeceği için, kendini iyi hissedecek. Her hafta, üniversiteli ablasının, kendisine kitap okumasını bekleyen, engelli çocuklarımız da, kendini iyi hissedecek. Yaş almış vatandaşlarımız, karşısında pırıl pırıl gençlerimizi görüp, onlarla sohbet ettiğinde, kendini iyi hissedecek. Barınaktaki hayvanlarımız, onları seven bir kalbin sıcaklığında, kendini iyi hissedecek. Bizim aslında en çok da buna ihtiyacımız var. Milletçe hep beraber, uzun zaman sonra yeniden, “iyi hissetmeye” ihtiyacımız var. Ama hiç şüpheniz olmasın. Bu hisse birlikte kavuşacağız. Birlikte gülecek, birlikte mutlu olacağız. Emin olun, çok az kaldı!

Değerli dava arkadaşlarım; Gençlerin umutsuzluğa, Çocukların mutsuzluğa, Kadınların huzursuzluğa mahkûm edilmesine, izin vermeyeceğiz! Üreticinin boynunu büken, Sanayicinin elini bağlayan, Esnafın yüzünü düşüren adaletsizliğe, sessiz kalmayacağız! Demokrasinin, tarumar edildiği, Özgürlüklerin, hiç edildiği, Devlet ciddiyetinin, kaybedildiği, Hukukun, adaletin, yok edildiği, bu ucube düzeni, biz değiştireceğiz!

Onlar sipariş usulü rant projeleriyle övünedursun, Biz, açtığımız bilim enstitüleri ile övüneceğiz! Biz, bu ülkeye döviz getirecek, teknoloji merkezleri açmakla övüneceğiz! Biz, sağladığımız iş imkânları ile övüneceğiz! Biz, gençlerimizin yüzündeki umutla övüneceğiz! Biz, 70 yaşında çalışmak zorunda kalmayan, keyif süren emeklilerimizle övüneceğiz! Onlar, milletimizin sırtına yük bindirmekle övünürken; Biz milletin sırtından aldığımız yükle övüneceğiz! Varsın onlar masal anlatmaya devam etsin; Biz İYİ Parti iktidarında; Cumhuriyet değerlerimizin rehberliğinde, Atatürk’ümüzün o büyük Türkiye vizyonuna yakışır, yepyeni bir tarih yazacağız!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.